ZORUNLU AÇIKLAMA rektör adayı Prof Dr AYHAN BÖLÜK

REKTÖR ADAYI PROF. DR. AYHAN BÖLÜK’ ten “ZORUNLU” BIR AÇIKLAMA!

Değerli Öğretim Üyesi Arkadaşım;

Bir vaka ile konuya girmek istiyorum, Kendi anabilim dalımdan yardımcı doçent arkadaştan destek olmasını istediğimde, tedirgin ve korkak bir ifade ile “dekan beyin sekreterinin aradığını ve seçimde mutlaka bulunması ve Muzaffer Elmas hocaya oy vermesi için kendisinden söz aldıklarını ve sözünden dönemeyeceğini” ifade ettti. Ana Bilim Dalı üniversitelerin bir nevi ailesi gibidir.  ”Bu nasıl olur, bu kadarı da olmaz” derken, tıp fakültesinden bazı öğretim üyelerine dekan Prof Dr Ramazan Akdemir tarafından şu mesajın iletildiğini öğrendim.   …

Tıp Fakültesi Dekanı Prof Dr Ramazan Akdemir’in Öğretim Üyelerine Mesajı

“Değerli hocalarım ve sevgili arkadaşlarım. 30 Ekim günü Üniversitemizde rektörlük seçimi olacak. Bu seçime çok az gün kalmıştır. Elbette demokratik bir seçim olacaktır. Rektör olmaya haiz şartları taşıyan her hocamızın rektör adayı olmasını ben {ahsen olumlu ve gerekli görüyorum. Fakültemizin yasal ve siyasal kurulma aşamasından bu güne kadar 
her tür riski, emeği, zahmeti ve fedakarlığı gösteren Sayın Rektörümüz prof. Dr. Muzaffer ELMAS hocanın bir kez daha rektör olması yönünde ortak bir kanaate sahibiz. Fakültemizin muadillerine göre daha hızlı gelişip büyümesi, akademik açıdan kazanımlarımızın Korunması için bu dönem Tıp Fakültesinden ortak aday çıkarmamayı düşündük. Adayımız Prof. Dr. Musaffer ELMAS hocadır.
Bu tercihimizi belirtir, diğer aday hocalarımıza da saygı ve hürmetlerimizi sunar, başarılar dileriz.”
Prof. Dr. Ramazan Akdemir

“Sayın rektörümüz prof.Muzaffer Elmas hocanın rektör olması yönünde ortak bir kanaate sahibiz… Bu dönem tıp fakültesinden ortak aday çıkarmamayı düşündük… Adayımız Prof. Dr. Musaffer Elmas Hocadır… Bu tercihimizi belirtir…. ” Prof Dr Ramazan Akdemir

Bu cümlelerden, tıp fakültesinde öğretim üyeleri bir araya gelerek, düşünüp tartışıp, ortak bir kanaat, ortak aday çıkarmama, ortak adayı belirleme ve sonuçta ortak bir karar almak ve  bir aday isim verilerek tercih edildiği ” ORTAKLIK ”  vurgusu özellikle belirtilerek anlatılmaktadır.

Sonuçta, bu ortaklığa  uymayan bir kararla aday olan biri dışlanmaktadır. Onun varlığı, dolaylı olarak anlatılarak, “bizi bağlamaz” denilmek istenmektedir. Benim araştırmalarım, bu karar alma aşamasında hiç bir tıp fakültesi öğretim üyesinin bu ortaklığa dahil olmadığı şeklindedir. Bu arada tıp fakültesinden bir öğretim üyesi sizin karar almanızdan iki gün önce basın ve diğer imkanlar ile adaylığını ilan etmiş, onun fikrini almak bir yana, bu kararı ona iletmiyorsınuz. Kaldı ki, dekan yardımcısı aracılığı ile aday olacağım, kendi kurumsal kimliklerini riske etmeyecek bir duruş alabilecekleri ve bir ara nezaketen kendisinin de ziyaret edileceği iletildikten sonra alınan bir kararı o kişiyle paylaşmıyorsunuz

Prof Dr Muzaffer Elmas bu mesajdan haberdar edilmiştir. Bir gazeteye verdiği demeçten alıntı (” ŞU ANDAKI SEÇIM DÖNEMININ SON DERECE DÜZEYLİ  VE DEMOKRATIK VE ÖRNEK ORTAMDA GEÇTIĞINI BELIRTEN ELMAS…. ) yapılarak ve demecine “SEVSINLER SENIN DEMOKRASINI” ifadesi de tarafımdan eklenerek kendisine iletilmiştir. Kendisinden bu ana kadar olumlu, olumsuz, doğrulayan  veya yalanlayan geri bildirim alınmamamıştır.  ”Sükut ikrardan gelir” düsturunu esas alırsak  dekanın mesajında sürekli vurgulama ihtiyacı duyduğu ” ortak” ifadesinin diğer partneri rektör adayı Prof Dr Muzaffer Elmas mı sorusu akla gelmektedir.

“Üniversitede seçim yok” ifadesini kullanan, seçilme – atanma sorunu olmayan bir aday algısı ile, üniversite mensubu öğretim üyeleri ve daha sonrası karar mercilerinin iradelerini bir nevi “takmayan” bir anlayışın böyle bir ortaklığın tarafı olmasının anlaşılır yanı yok gibi görünüyor.

Ancak, hesap basit. Rektör adayı Muzaffer Elmas’ın başka bir demecinde ” yaz geçti, bayram geçti, seçim geldi aday yok, Sakarya Üniversitesi Türkiye’ye model omalı, kavga  yok, herkes yönetimden memnun” derken tıp fakültesinden, beklenmedik bir zamanda, aday çıkması hesapları karıştırmış gibi. Anlaşılan,  ”tıpın şu kadar oyu var, şu kadar oy şuraya gider ise, aradaki fark kapanır, benim oyum şu olur, işin tadı kaçar” endişesi bir hamle yapma ihtiyacını doğurmuş gibi.

Böyle bir durumda ne yapılır. En basit, en ilkel ve en kolay sonuç alınan yöntemi uygulayalım, insan onurunu en fazla kıran, motivasyonu sıfırlayan  bir yöntem. Muhatapı yok saymak, görmemezlikten aldırmamak, küçük düşürmek… Nitekim, benim adaylığım bir nevi yok sayılarak, böyle bir aday bizi resmen bağlamıyor manasına gelen ve öğretim üyeleri nezdinde olumsuz bir algı oluşturmak niyeti mesajın içeriğinden çok net anlaşılmaktadır.

Seçimlerde aday olma kurumsal olura veya kurumsal icazete mi bağlı ? Ne demek bu dönem “tıptan aday çıkarmayı düşünmedik”, “Tıptan aday çıkarma” , sanki tornadan bir şey çıkarıyorsun” Peki, tıptan aday çıkar ve  kazanır ise tıp fakültesine zarar mı verecek? Veya mevcut rektör, çıkan adaya rağmen, kazanırsa “çok yardımda bulunduğu” tıp fakültesine ikinci dört senesine zarar vererek mi başlayacak! Mantığı anlamak zor.  En anlaşılmazı, madem bu şekilde bir ortak karar aldınız, bu kararı bütün tıp fakültesi öğretim üyelerine iletmek gerekmez mi? Sadece; etki ve baskı altında kalabilecek, dekan beyin kendi döneminde göreve başlayan, ağırlıklı olarak yardımcı doçent düzeyinde, öğretim üyelerinin seçilmesi olayın niyetini göstermektedir.

Olayın, şıkığı, etikliği, hukuksal sorunu  var mı ? Isterseniz buna girmeyelim. “Garanti rektörlük” bekleyen bir zihniyet rektör olur ise; dört sene daha beklemeniz gerekecek! Çünkü, üniversitede dört yılda hiç bir öğretim üyesine, hiç bir öğrenciye soruşturma açmadığı ile övünen bir rektörlük kurumunda bu tip sorulara cevap bulmak zor. Belki, konuyu sözel olarak kendisi ile payalaşbilirsiniz. Hoca, Allah’ı var, kolay ulaşabilir bir kişilik. Ancak, çok sevilen alkıllı cep telefonundan kopup, size zaman ayırıyormu, siz dinliyor mu?  Pek anlaşılmayan “fenomenel bir iletişim”den sonra, ne kadar sonuç alırsınız, orası meçhul kalabilir.

Seçim öncesi bu tip; adayları yıpratma amaçlı, demokratik hakları yok sayan, oy verecek arkadaşları aldatmaya yönelik, manüplatif davranışlar ve ifadeler ( aday şu aday lehine çekildi, aday seçime katılmayacak, son dakika adayımız şu oldu gibi )olabilmektedir. Bu duruma tipik bir örneği seçimden bir gün önce sizinle paylaşmak istedim. Bu tür yaklaşımlar sizlerin sağ duyusuyla değerlendirilecektir. Adaylığım ile ilgili mevcut kararlılığımın sürdüğünü ve sonuna kadar süreceğini beyan ederim.  Selam ve saygılarımla…

Sakarya Üniversitesi REKTÖR ADAYI Prof. Dr. Ayhan Bölük

PROF.  DR.  AYHAN BÖLÜK
Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Başkanı
SAKARYA ÜNİVERSİTESİ REKTÖR ADAYI

seçim bildirsi

Değerli Öğretim Üyesi Arkadaşım

Niyetimiz; Sakarya’ya ve ülkemize hizmet ederek farklılık ve bir  güzellik oluşturabilmek. Yolumuz; gönüllerde birlik, amacımız; hoş bir seda bırakmak. Bunun, somut kılınmasını birlikte gerçekleştirmek istiyoruz.

Rektörlük, üniversitenin kurumsal ve yapısal gelişimini üst düzeylere çıkaracak, kuruma güvenin ve adaletin egemen kılındığı bir yönetim anlayışını oluşturacak nitelikte olmalıdır.

Üniversitenin kurumsal kimliği ile girişilen  olumlu işler, verilen sözler desteklenecektir. Gelişmeye açık alanlarımızı hep birlikte  belirleyecek ve çözüm yollarını bulacağız.

Kurumsallık, kurum kültürü, bilimsel özgürlük, bilimsel ortam, özlük haklarının sağlanması ve korunması için gerekli vasat sağlanacaktır. Kıdem, liyakat, hak edişlerde akademik gelenek, hukuk neyi gerektiriyorsa o yapılacaktır.

Her öğretim elemanın üniversitemize yapacağı katkı kutsal bir değer gibi algılanacaktır. Olumlu olanı desteklemek ilkelerimizden olacaktır. Kurumu yoran, çevresini geren ve engelleyici davranışlara müsaade edilmeyecektir. İlkeli, bilimsel, günlük kısır çekişmelerden uzak, işine odaklanan insanların huzur duyacağı bir akademik ortam için gayret gösterilecektir. Kişinin kim olduğuna değil, yaptığına bakılacaktır.

Üniversitelerin temel görevlerinden eğitim – öğretim, araştırma – geliştirme ve toplumsal katkı ile ilgili süreçler dinamik ve ilerleyici bir şekilde sürdürülecektir.  Üniversitenin ulusal ve uluslararası eğitim ve araştırma zeminlerinde aktif bir biçimde yer alması sağlanacaktır. Batı üniversiteleri ile kıyaslanabilir yüksek kalitede bir öğretim seviyesi sağlanacaktır.

Üniversitenin varlık sebebi öğrencilerin eğitim, öğretim, sosyal yaşantısının sorumluluğunu sahiplenecek akademik ortam öncellikli hedefimizdir. Öğrencilerin toplumsal sorumluluk, sosyal sorunlar ile ilgili projelere katılımı üst düzeyde sağlanacaktır.

Temel Hedefler:

*  Sakarya Üniversitesine projeler üretmek, kaynaklar bulmak ve nitelikli eleman almak,

*  Kurulların gerçekten aktif çalıştığı ve tam yetkiyle görevlerini ifa ettikleri, bilimsel ve şeffaf kriterlerin eksiksiz uygulandığı, kararların hızlı alınıp hızlı uygulandığı bir ekip anlayışının egemen olacağı yönetim tarzını oluşturmak,

*  Her ne sebeple olursa olsun, çalışanların özlük haklarının asla engellenmediği ve kaynağı ne olursa olsun herhangi bir ayrımcılığın değil, adaletin hakim kılındığı, kurumsal başarının ön plana çıkarıldığı, mesleki niteliklerin esas alındığı bir kadro ve yönetim dağılımı politikasının izlenmesi,

*  Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkeleri, milli ve manevi değerlerimizin korunması ise olmazsa olmazlarımız arasında yer alacağı, Sakarya Üniversitesi’nde temel hedef ve anlayış olmalıdır.


Öncelikli Projeler

Türkiye’de “Birinci Sınıf Üniversite” kategorisinde yer alacak, bir Sakarya Üniversitesi oluşturmak için temel hedef, strateji ve projelerimiz;

Üniversite-Sanayi İşbirliği
Sakarya ve ülkenin kalkınmasına yönelik sanayi ile birlikte projeler üst düzeyde üretilecektir. Girişimcilik ve yenilik üzerine çalışan danışma konseyleri ile ülke ve dünya ölçeğinde ileriye dönük hedefler belirlenecektir.

Demokratik, şeffaf ve katılımcı
yönetim anlayışı
Projelerimizin hızlı bir şekilde gerçekleşmesine katkılar sağlayacak, donanımlı ve inisiyatif kullanmakta başarılı bir etkin yönetim sergilenecektir.İdari görevlendirmelerde geniş tabanlı yönetim uygulanacaktır.

Stratejik Plan Çalışmaları
Stratejik plan, daha gerçekçi ve uygulanabilir hâle getirilmeli, her bir uygulama ve öneri kalemi titizlikle takip edilmelidir. Geleneksel birimler üzerine, araştırma kalitesini ve çeşitliliğini geliştirici yeni enstitüler, araştırma merkezleri kurulmalıdır. Yükseköğrenim dünyasında, köklü akademik disiplinlere sahip araştırmacıları barındıran üniversitelerin bilimsel çıktı analizlerinin içerisine girmek hedeflerden olmalıdır. Akademik Değerlendirme ve Kalite Geliştirme Kurulu etkin ve amacına uygun olarak yapılandırılmalıdır.

Kurumsal İletişim
Halkla İlişkiler ve Destek Birimi, Dilek, Öneri, Mobbing Önleme ve Şikayet Birimleri etkin bir şekilde yapılandırılacaktır.

Akademik Personel Politikası
Akademik personelimizin yurt içi ve yurt dışı eğitim, araştırma ve projeleri desteklenecektir. Personelimizin yabancı dil gelişimini sağlayacak her türlü imkan ve kolaylık sağlanacaktır. Atama ve yükseltmeler üniversitenin hedefleri ve günün şartlarına göre gözden geçirilecek ve yeniden değerlendirilecektir.

 Prof. Dr. AYHAN BÖLÜK

1955              Giresun’da doğdu. Evli, iki kız babası.
1981              Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu
1982              KTÜ Tıp Fakültesi  Nöroloji AD’ de Araştırma Görevlisi oldu.
1987              Nöroloji Uzmanlığını aldı.
1995              Bir yıl süre ile New York Üniversitesi’nde çalıştı.
1999              Doçent unvanı aldı.
2003              Profesör unvanı aldı.
2010              Halen Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Başkanı

İletişim:
Tel: 0533 471 58 95
E mail: ayhanboluk@gmail.com
www.ayhanboluk.com

 

SAYGILARIMLA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Optogenetik: Işıkla beyin hücresini araştırma

 

Optogenetik: Işıkla beyin hücresini araştırma

Kaynak: Karl Deisseroth | October 20, 2010 | Scientific American

Optogenetik tekniği ile sinir sisteminin nasıl çalıştığına dair bugüne kadar elde edilememiş detay bilgiler elde edilmektedir.

Memeli beyninin kıyas kabul edilemez karışık yapısından dolayı, bilimsel inceleme için uygun teknik geliştirmek zordur. On milyarlarca nöronun birbiri bağlantılı olduğu karmaşık bir sistem vardır. Çok sayıda farklı karakteristik özellikleri ve elektriksel sinyallerin milisaniye hızındaki trafiğini doğru bir zamanlama ile tespit etmek, ayrıca biyokimyasal iletilerin zengin çeşitliliği de işe katılmasını düşünürsek sistemin karmaşıklığı daha iyi hesaplanabilir. Bu karışıklıktan dolayı, sinirbilimcilerin beyinin çalışmasının nasıl olduğunu anlamada yetersiz kalmaktadırlar. Öğrenilmesi gereken önemli hedef; özelleşmiş beyin hücreleri içinde özel aktiviteler ( düşünce, duygu, hafıza gibi ) nasıl oluşmaktadır ?


Dahası, beynin fiziksel yetersizliklerinin depresyon ve şizofreni gibi psikiyatrik hastalıkları nasıl oluşturduğu bilinmemektedir. Psikiyatrik bozuklularda hakim paradigma, hastalıkları kimyasallardaki dengesizlik, nörotransmiter seviyesinde değişiklik ile izah eder. Bu yaklaşım ile izah beynin yüksek hızda elektriksel nöral devrelerini işe kattığımızda yetersiz kalmaktadır. Bu paradigma üzerine kurulan tedaviler de benzer zorlukları barındırmaktadır.

1979 daki Scientific American dergisindeki makalesinde Nobel ödüllü Francis Crick nörolojik bilimlerin karşılaştığı ana zorluğun, diğer hücrelerde değişime neden olmadan, beyindeki bir hücrenin incelenebilmesi olduğunu belirtmişti.

Elektriksel stimulus ile yapılan deneyler bu zorluğu yenemez; çünkü elektrotlar çok basit bir teknik sunmaktadır. Elektrik stimulus ile farklı hücre tipleri arasında ayırım yapamadan tüm devre stimule edilir. Onlarla oluşturulan sinyaller tam bir kesinlikle nöronların fonksiyonu değerlendirme imkanı sağlayamaz. İlaçlarla yapılanl deneyler de yeteri kadar spesifik değildir. İilaçlar beynin doğal işlem hızından çok daha yavaş reaksiyona girerler.

Crick sonradan yazdığı makalesine, ışığın hücrede arzulanan incelemeyi yapabileceğini, çünkü ışık ile net zamanlı uyarılar verilebileceğini speküle etti. Ancak, o zaman ışığa spesifik cevap alınabilecek hücre modellemesi henüz bilinmiyordu.

Ayrıca, memeli beyninde değil de, araştırıcılar mikroorganizmalar üzerinde çalışmaktaydılar. Biyologlar, 40 yıl önce, bazı mikroorganizmalarda; gözlenebilen ışık ile raksiyona giren, hücre membranında elektrik akımını direkt olarak regüle eden, proteinlerin varlığından haberdar olular. Bu proteinler opsin genler tarafından üretilir. Bu proteinler mikrobun çevresindeki ışığı kullanarak bilgi ve enerji elde edilmesine yardımcı olurlar.

1971 de, Walther Stoeckenius ve Dieter Oesterhelt, ikisi de University of California, San Franciscoda çalışırken, bu proteinlerden birini, bacteriorhodopsin, keşfettiler. Bacteriorhodopsin yeşil ışık fotonları tarafından kısa bir zaman diliminde aktive olan ion pompasının elemanı olarak olarak işlev görür. Bir çeşit moleküler makine gibi çalışan bir protein. Bu moleküle makine gibi çalışan protein ailesinin diğer üyelerinden halorhodopsins 1977 de, channelrhodopsin 2002 de keşfedildi. Crick’in çözümüne ulaşılması için, 30 yıldan fazla zaman geçmesi gerekti. 2005 yılında mikrobial opsin genlerine dayalı yeni teknoloji (optogenetik) bilimsel literatüre girmiş oldu.

Optogenetik genetik ve optik birlikteliği ile yaşayan organizma dokusundaki belirli bir hücrede oluşan bilinen olayları inceleme imkanı sağlamaktadır.

Işığa yanıtlı genlerin keşfi ve onları hüre içinde inceleme; canlı memeli doku içine ışık salarak inceleme yapabilecek teknoloji, ilgilenilmek istenen hücreyi ışık sensitivitesi ile hedefleme, spesifik readout/dataları değerlendirme, optikal kontrolun sağlayabileceği teknik gelişmelerdendir.

Optogenetik nörobilimcileri neden heyacanlandırmaktadır? Optogenetikle belirli bir zaman diliminde, belirli bir hücredeki,tek bir olayı inceleme şansı ortaya çıkmaktadır. Araştırmalarda tam kesinlik seviyesi nörolojik bilimlerde biyolojik olayları anlamada çok önemlidir. Hücredeki her hangi bir olayın incelenmesinin tek başına değerlendirilmesi, dinlenme halindeki dokuda, tüm organizma veya daha geniş çevredeki, o andaki oluşan diğer olayların etkisini dışlayarak yapılması şartı sağlanırsa, bilimsel anlam kazanır. Nöronun ateşlenmesinde birkaç milisaniyelik sapma, örnek olarak, sinir sistemi dinlenme halinde iken oluşan sinyalinden tamamen ters etki yapabilir. Memeli beyninde milisaniye ölçeğinde kesin zaman diliminde inceleme, araştırma yapabilmek normal beyin fonksiyonları ve parkinsonizm gibi klinik proplemlerin çözümünde temel taşlardandır.